Аннотация

"1920 yılı, Türkiye siyasi tarihinin en özgün yıllarından biridir. Yeni bir devletin kuruluş sürecinde hem Meclis içinde hem de dışında kurulan dört sol ve komünist partinin faaliyet gösterebildiği ve ardından kapatıldığı bu ilginç tarihsel dilimde yaşananlar, sonuçları bakımından kendisinden sonraki yıllara da sirayet eden bir yaklaşımın izdüşümüdür. Müteakip yıllarda Kemalizm'in çerçevesini belirlediği ideolojik bir iklimde adım adım örülen; tek parti devri, soğuk savaş yılları, askeri darbelerle uygulanmaya çalışılan neoliberal ve antikomünist politikaları da kapsayan uzun dönem ise adeta ışık dahi sızdırmayan bir perde vazifesi görmüş, Türkiye'nin 1920 ve öncesi toplumsal ve siyasal yaşamı da unutulmaya bırakılmıştır. 1920 Yılı ve Sol Muhalefet, söz konusu dört siyasi hareketin belgelerinden yola çıkarak, bu karanlığın bir nebze de olsa aralanmasını hedefliyor. Gerçekte renkli, devingen ve sorgulayan bir dönemi arka planındaki toplumsal dokuyla birlikte ele alarak, kendi tarihsel perspektifi içinde sunmayı ve yeniden tartışılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. Türkiye'nin mevcut sorunlarının, güncel tartışmaların ve bugün yaşanan sancıların köklerine dair ufuk açıcı bir çalışma."

Аннотация

"Hat sanatında «„meşk“»in özel, başına buyruk bir yeri olduğu bilinir. Enis Batur, yazma sanatında da benzeri bir tadın peşine düşülebileceğini gösteriyor yeni meşkleriyle: Kısanın aslında upuzun, minyatürün pekâlâ üçboyutlu, romanın istenirse birkaç satır olabildiğinin kanıtı bu kitaptaki öyküler, denemeler, düşler. 60 mm bir fotoğraf makinası objektifi. Nesneye, insana, kelimeye her iki anlamda burnunu sokmasını sağlıyor yazarın. Enis Batur, lirik ile dramatiğin, komik ile trajiğin arasında dolaşıyor burada – iki yüksek noktayı buluşturan ipin üstünde, elinde bir tek kalemi."

Аннотация

"Zeynep Uzunbay, rotasını şiirden hikâye ve romana çeviren bir kalem işçisi. Acı Bir Kuş onun ilk kurgu eseri. Yazar bu kitapta kendisiyle, çocukluğuyla, ailesiyle, toplumla ve hayatla derin bir hesaplaşmaya giriyor. Romanın başkişisi Turna'nın '80 darbesini izleyen karanlık zamanlardaki gençliğini, bir işkencehanede çağırdığı ışıklı çocukluk anları eşliğinde okuyoruz. Gökyüzü gibi bir şey çocukluk, hiçbir yere gitmiyor, diyen Cansever'in izleğinde Uzunbay, kendini tanımak isteyenin önce çocukluğunu tanıması gerektiğini hatırlatıyor. Bekliyoruz. Bizim zamanımız da şu herkesinkinden olsa ya! Bizim zamanımız canımıza okuyor. Bizim zamanımız ikiyüzlü! Kalleş! Biz polisin komünisti! Amiralin şeriatçısı! Yoldaşımızın orospusu! Turna, Türkiye haritasında bu kez. Dağlara zıplıyor, nehirlerden atlıyor. Kapıkule sınır kapısı!"

Аннотация

"Heke meriv rewşa zimanê kurdî ya sedsala bîstemîn bîne ber çavan; hingê meriv dibîne û têdigihe ku pêrgî gelekî astengî, qedexe û zordariyê hatiye, tevî vê yekê jî meriv lê dinihêre ku nivîskar û şahîrên kurdî, di her şert û mercî de, bêrawest, di nava geremol û dijwarî; di bin gef û tehdîdên hewçend giran yên serdestan de her berhem afiandine û her weha nîşan dane ku zimanê kurdî bi qîma xwe tê û ew ne kêmî zimanên cîran û biyanan e. Uzun, di destpêka sirgûniya xwe de, wextê ku yek ji gerînendeyên kovara Kurdistan Pressê ye, hewcedarî bi lihevkomkirina nivîskarên kurd yên her parçeyî û bi danasîna wan, berhem û xebatên wan yên edebî aniye û dest bi xebatê kiriye. Her ku çûye ev xebata danasînê qulipiye ser fikreke kûr û qehîmtir. Piştî tevlibûna xebata çend salên din, ev antolojî hatiye pê. Ev xebata dûr û dirêj, di tarîxa nêz ya Edebiyata Kurdî de, gav û tevgereke gelekî berbiçavtirîn e, ji bo ziman û edebiyateke kevnare dikare bibe hereketeke gelekî nû û nûjen. Antolojiya Edebiyata Kurdî, ne bi tenê berhemên nivîskar û şahîrên kurd dide nasîn, her weha ew bi her awayî pirekê di navbera nivîskar, şahîr û xwendeyên kurd de ava dike û wan her nêzîkê hevûdu dike."

Аннотация

"Fransız edebiyatının sıradışı kalemi Henri Michaux, 30'lu yılların başlarında gerçekleştirdiği uzak Asya yolculuğunu Asya'da Bir Barbar'da anlatıyor. «„İki hayal arasındaki gerçek“» olarak adlandırdığı bu yolculuk sırasında, yaşamında ilk kez gördüğü topraklardan ve halklardan edindiği izlenimleri kendi gerçeklik süzgecinden geçirerek özümsüyor. Bu halklar ile Batı Avrupa halklarının farkları ve Avrupalıların onların kültürel pratiklerinden öğrenebilecekleri şeyleri iyi niyetli fakat uzlaşmaz bir bakış açısıyla, esprili bir dille anlatıyor. Bir başkasının yolculuğuymuş, bir başkasının keşifleriymiş gibi bir yandan kendisini yabancılaştırarak, bir yandan da Batılı perspektife yabancılaşarak tuttuğu bu yolculuk güncesinde hakim kanıyı alaşağı edip Batı'nın barbarlığını şiirselliği elden bırakmadan vurguluyor. Hindistan, Endonezya, Çin ve Japonya topraklarında kaleme aldığı bu güncenin direncine ve kişilikli tarzına bizzat yenik düşen Michaux, okurları etkisi altına alacak metniyle ilk kez Türkçede…"

Аннотация

"Kusursuz üslubu ve kıvrak zekâsını konuşturarak, entelektüel birikimini incelikli mizah duygusuyla sarmalayıp satırlara döken, Türkçenin gizli cevherlerinden Sâlah Birsel Günlükler dizisinin dördüncü kitabı Bay Sessizlik'te, us tasından taşanları hiç ziyan etmeden günlüğüne aktarıyor. Fır dönen düşüncelerin cevelan ettiği parlak zihnini günlüğüne sarılarak sakinleştiriyor. Dertop etmediği fırdöndü anılar, 1989 yılı boyunca tuttuğu notlarda hazırola duruyor. İçre fikirlerini sakıncasızca kayda geçiren, ömrünü yedi cihanda filizlenmiş kültür sahaları arasında mekik dokumaya adamış bir aydının kaleminden, 20. yüzyılın tefekkür dünyasına kapsamlı bir bakış."

Аннотация

"Hayat belki de gecikmiş karşılaşmaların büyüsü üzerine kuruludur. Bazen hiç tanımadığınız bir ses, bir kelime, beklentinin olmadığı, umutsuzlukların derinleştiği yerlerde çıkar karşınıza, değişik alanlara götürür sizi. Bazen yıllarca saklandığı bir kitabın içinden her şeyini kaybetmiş bir kahraman olarak ortaya çıkar; bazen de bir akordeon ve keman eşliğinde bir şarkı oluverir. Bütün mesele size ne diyeceği ya da ne sunacağıdır. Tabii sizin onu nasıl karşılayacağınız da önemlidir. Bedrufi'nin Nefesi, sonu önceden sezilemeyecek kadar şaşırtıcı, bir o kadar da sürprizli gibi sanılsa da aslında basittir: Herkesin göreceği kadar. Mallarmé'nin dediği gibi: «„Bir kitap ne başlar, ne biter, olsa olsa öyle görünür.“»"

Аннотация

"Modern Japon öykücülüğünün mihenk taşı Ryūnosuke Akutagawa'nın Japon ve Çin kültür sembollerinin yanı sıra Avrupa sanatından, Rus edebiyatından, antik Yunan mitolojisinden beslendiği, yalın ve yer yer toplumsal taşlamalarla örülü otobiyografik öyküleri Bir Budalanın Yaşamı, dönemin sosyal ve siyasi yapısına yönelik çok sayıda göndermeyle I. Dünya Savaşı ve sonrasını kapsayan Taişo Dönemi Japonya'sının tam teşekküllü bir panoramasını çiziyor. İnsan doğasının karanlık yönlerine, derin tutkularına, inançlarına ve çelişkilerine odaklanan Akutagawa, «„intihar mektubu“» niteliği taşıyan «„Bir Budalanın Yaşamı“» başlıklı öyküsü ve yazarın hayatına son vermeden önce bıraktığı intihar notu başta olmak üzere yaşamının son döneminde kaleme aldığı eserlerden derlenen bu seçkide toplumun buhranlı haleti ruhiyesine de ayna tutuyor."

Аннотация

"Bu Kalem Bukalemun 30 yaşında! Edebiyatı tehdit eden en büyük tehlikelerden birinin 'ciddiyetten ölmek' olduğuna inanan bir yazarın şakrak, deneysel, yer yer hırt çıkmalarından oluşan kitap zaman içinde tiryakilerini ve takipçilerini yarattı, kimilerinin gözünde bir tür kilometre taşı niteliği taşıdı. Bu 5. basım, «„Meşkler“» ile 'fevkalâde' genişletildi. Bu Kalem Bukalemun, yazarına göre, Patafizik Koleji'nden Oulipo'ya uzanan bir damarın meşru çocuğu."

Аннотация

"Psikolojik rahatsızlıklar bizi ebedi bir mahkumiyete mi sürükler? Nevrotik bireyin, rahatsızlığının farkına varması ve iyileşmeye yönelik adımlar atması imkansız mıdır? Psikanaliz, nevrozlara genellikle bireyi özgür iradeden, eyleme yetisinden ve gelecek hayallerinden mahrum bırakan ve köklerini yalnızca geçmişte arayan bir anlayışla yaklaşır. Karen Horney ise arzuları hem kamçılayan hem de tatmin etme olanaklarını sınırlayan nevrotik topluma odaklanarak bunlara yol açan ve besleyen etkenlerin çoğu zaman kültürel olduğunu ve üstesinden çevresel faktörlere yapılan müdahalelerle gelinebileceğini savunuyor. Nevrotik bireyi modern kültürün «„üvey evladı“» olarak tanımlayan Horney, nevrozların temelinde yatan kaygının, toplumsal ilişkilere dayandığını ve her insanın iç dünyasına egemen olan çatışmalardan kaynaklandığını ortaya koyuyor. Freud ve sonraki kuşak psikanalistlerinin büyük bir çoğunluğu tarafından nevrozlara mahkum edilen birey, insani özgürleşmeye odaklanan Karen Horney tarafından hayata döndürülüyor. Yazıldığı tarihten bu yana kendi çelişkileri ve açmazlarıyla yüzleşmek isteyen pek çok insan tarafından ilgiyle okunan ve tartışılan Çağımızın Nevrotik Kişiliği, toplumsal nevroz ve kaygıların büyüdüğü bugün, her zamankinden daha güncel."