Скачать книгу

de anlıyordu. Orada öyle bir görev, üstlendi ve yaptı.

“Benimle Türkeş’in Arasını Açan Onlar…”

      Bir gün Mecliste akşam gecikmişti. Başkan’ın arkadaşlarından birisi geldi. “Başkan’ım falancalarla görüştüm. Onlar MHP’den ayrılmasaydı, niye ayrıldı, diye size sitem ediyorlar.” dedi. Başkan o zaman döndü “Beni Türkeş’e, Türkeş’i de bana dolduran onlar. Başkan’ım bir an evvel ayrılalım, çıkalım yoksa burada kan akacak diyen onlar. Türkeş’ten bana laf taşıyan ‘Türkeş seni harcayacak, partide bitirecek.’ diyen onlar. Türkeş’e de gidip ‘Partiyi elinden alacak. Partiyi eline geçirecek.’ diyen onlar. Benimle Türkeş’in arasını açan onlar. O noktaya onlar getirdi.” dedi. Başkan’ın o döneme ait üzüntüsünü hissettim. Başkan genelde yaptıklarından pişman olmazdı. Öyle bir özelliği vardı. Çünkü yaptığı her şeyi inanarak yapardı. Ama öyle bir “keşke”sini o zaman söyledi.

      BÜLENT ARINÇ KİMDİR?

      1980 öncesinde MSP Manisa il başkanı. 12 Eylül Darbesi’nden sonra MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davasında idamla yargılanan bazı ülkücülerin avukatlığını yaptı. 1995’te RP’den milletvekili seçildi. RP’den grup başkan vekilliği yaptı. 2001’de AK Parti’nin kurucusu oldu. TBMM başkanlığı, başbakan yardımcılığı görevlerinde bulundu.

      22. DÖNEM TBMM BAŞKANI BÜLENT ARINÇ:

“Yaşasa İktidarı Hizaya Sokabilecek Güçte İdi…”

      Muhsin Bey’e öncelikle Cenabıallah’tan rahmet diliyorum. Muhsin Bey şehidimizdir. Sadece benim değil, Türkiye’de siyaset yapan insanların da ortak değeridir. Mart 2009 seçimleri öncesinde elim bir kazada vefat ettiğini biliyorum. O tarihteki gayret ve çabalarımız kaderin önüne geçemedi. Hepimiz büyük bir şaşkınlık ve üzüntü içinde, helikopter kazası ve sonrasındaki gelişmeleri çok iyi takip ettik. Hatta baştan bir hatıra olarak söyleyeyim; başta Tayyip Erdoğan ve hükûmetimiz, partinin ileri gelenleri fevkalade üzüntü duymuşlardı. Özellikle birkaç gün arandı, bulunamadı. Karlar içinde cesedine ulaşılınca hepimiz büyük bir matemin içine girmiştik.

“Tayyip Bey ‘Komisyona Sen Başkan Ol’ Dedi”

      Kazayı araştırma komisyonunda sizin başkan olmanız gündeme gelmişti…

      Ben o zaman TBMM başkanlığından ayrılmıştım. Sayın Erdoğan benim o zaman MYK toplantılarına katılmamı istemişti. Bir MYK toplantısında varsa sorumluların kim olduğunun ve kazayı meydana getiren sebeplerin araştırılması için o zamanki grup başkan vekillerinden bir araştırma komisyonu kurulmasını istedi. Tayyip Bey de “Çok iyi olur, bir an önce komisyon kuralım, mutlaka iyi bir hukukçu arkadaşımız olsun ki buradan netice alalım.” dedi. Herkes fikirlerini söyledi. Başbakanımız bana döndü, “Ağabey bu işi sen yapar mısın?” dedi. “Memnuniyetle yaparım.” dedim. 2009 Nisan ayında bu konuşmalar geçti. Komisyonun kurulması ve benim başkan olmamı planladılar. Fakat 1 Mayıs’ta ben hükûmette başbakan yardımcısı olarak görev aldım.

      O içimde bir uktedir. Hatta eşinin de olduğu bir görüşmede bunu anlattım. Muhsin Bey’in ölümünün arkasında ne varsa, bunu çıkarmak bizim namus borcumuzdur. Bir taraftan adli yargı, bir taraftan idari araştırmalar, bu sözü de vermiştim. Bu söz ne kadar tutuldu, tutulmadı, orasında değilim. Ama biz Muhsin Bey’in böyle bir kazada vefat etmesinden büyük üzüntü duyduk. Kaderin önüne geçilmiyor.

      İrtibatım şahsen vardı ama genel başkan olduğu dönemlerde, Ülkü Ocakları genel başkanı olduğu dönemlerde ve Ankara’da bulunduğu dönemde birbirimizle fazla irtibatımız olmadı. Manisa’daki ülkücü arkadaşlardan ve Ankara’da bulunup Muhsin Bey’le çalışan arkadaşlardan onun hakkında hep sitayişkâr sözler dinlemiştim.

      İlk tanışmanız ne zaman oldu?

      Özellikle 12 Eylül Darbesi sonrasındaki Mamak yargılamaları sırasındaki asil, cesur, kararlı davranışı o zaman efsane gibi anlatılırdı. Ülkücü gençler tarafından kendisi efsane olarak görülürdü. Onunla ilk yakın temasım, 1991 seçimleri sırasında oldu. O zaman RP-MÇP ve IDP beraber seçimlere girecekti. Ben GİK üyesiydim. İttifak çalışmalarının kısmen içinde bulundum. Manisa’dan ilk sırada aday oldum, ikinci sırada MÇP’den Akhisarlı bir arkadaşımız vardı. Ama Muhsin Bey’in de vekil seçildiği o dönemde Ankara’da yaşananları yakından gördüm.

      Nasıl bir iz bıraktı sizde?

      Bizim gözümüzde Muhsin Bey dindar bir insandı, ibadeti tam bir kişi idi. Millî ve manevi değerlere gönülden bağlı bir insandı. Basit bir siyasetçi profili yoktu. Bir gönüldaştı, idealist bir insandı. Siyaseti de Allah rızası ve milletin huzuru için yapmaya ant içmiş bir insandı. O seçimlerde 62 milletvekili çıktı, 19’u MÇP’ye, 3’ü de IDP’ye gitti. Sonra da onların içinde Muhsin Bey ve arkadaşları ayrıldılar ve Büyük Birlik Partisi’ni kurdu.

      1991 seçimleri öncesinde kendisi hakkındaki kanaatim; herkesin saygı duyduğu, sözüne güvenilir, başı dik, hiçbir zaman kula kul olmayan… Başbuğ Türkeş’in emrinde ona hizmet etmiş ve güven vermiş bir insan. Ama onun her dediğine de evet diyebilecek bir kapasitede ve İslam’ın dışında kendisine bir şey dayatıldığı zaman buna isyan edecek bir profil görmüştüm.

      1995 seçimlerinde ben de Parlamento’ya girdim. Ondan sonra dostluğumuz daha çok devam etti. Kendilerini zaman zaman Genel Merkezlerinde de ziyaret ettim. Birlikte olduğu arkadaşlarıyla da yakın temasımız vardı. Ağabey-kardeş ilişkimiz oluştu. Ülke ve memleket meselelerine bakışı ile aramızda hiçbir fark yoktu.

      Bir örnek olsun diye söylüyorum; 1996’da biz DYP ile koalisyon yaptık. Gündeme ilk gelen konu Çekiç Güç konusu idi. Körfez Harekâtı sırasında karar verilen bir Çekiç Güç Operasyonu vardı. Fakat bu güç Türkiye’nin aleyhine çalışıyordu. Biz parti içinde buna karşı çıktık. Uzatılması gündeme gelmişti. Rahmetli Erbakan da aynı düşüncede idi ama ortağımız (DYP) Çekiç Güç’ün aynı şekilde devamını istiyordu. Parti içinde uzun uzun görüşmeler oldu. Sonra tezkere üzerindeki uzun görüşmelerde Erbakan parti adına benim konuşmamı istedi. İyi hazırlık yaptım ve konuşma gerçekleştirdim. Gruplar dışında da Muhsin Bey konuştu. Muhsin Bey konuşmasında sık sık “Bülent Bey’in dediği gibi.” diyerek… (Tutanaklar hâlâ açıklanmadı. Başkanlık Divanının kararı gerekiyor, AK Parti döneminde açmak için mücadele ettim, başarılı olamadım.) Sonra birbirimizi kutladık. Çekiç Güç’ü Keşif Güç hâline getirdik o toplantıdan sonra.

      28 Şubat sürecinde REFAHYOL Hükûmeti’ne destek verdi…

      28 Şubat sürecinde hepimiz aynı sıkıntıları çektik. Cesur bir şekilde müdafaalarını yaptı. “Namlusunu millete döndürmüş bir askere ben selam durmam.” veya “Tanka selam durmam.” dedi. Yeri geldi, “Türkiye laiklik ve şeriat tartışmalarında İran olmayacak ama Türkiye bir Suriye de olmayacak.” dedi. Birileri bu mesajı aldılar. Çok etkili oldu bu konuşmalar. Demek ki Türkiye’nin yaşadıklarını ve komşularıyla olan ilişkilerini ve Silahlı Kuvvetlerin komuta kademesindeki bazı generallerin ne yapmak istediğini onların anlayacağı dilden ortaya koymuştu.

“Ben Olsam Kapıyı Vurur, Çıkarım!”

      28 Şubat sürecinde birbirimize destek olduk. Muhsin Bey gönül dostu idi. Bildiğim kadarıyla ehli tarik idi. Menzil ile bağlantısı vardı. Ama ben eminim, onu bütün cemaatler

Скачать книгу