Скачать книгу

Kıvılcımı

      28 Haziran 1914’te Avusturya tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand, Bosna’nın başkenti Saraybosna’da bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürüldü. Arşidük oraya, Avusturya tarafından altı yıl önce ilhak edilmiş olan Bosna-Hersek’teki Avusturya imparatorluk askerlerini teftiş için gelmişti. Karısıyla birlikte üstü açık bir arabayla şehri gezdikleri o gün, tesadüfen Sırpların 1389’da Kosova Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’na karşı savaşırken şehit düşen Sırp askerlerini andıkları Aziz Vitus Günü’ne denk gelmişti. Bosna için bağımsızlık isteyen gizli bir milliyetçi Sırp grubu olan Black Hand (Kara El), Avusturya İmparatorluğu’na karşı harekete geçmek için bu özel günü seçmişti. Devrimcilerden biri, Arşidük’ün arabasına bir bomba attığında, bomba imparatorluk çiftine bir zarar vermeden arabanın arkasına yuvarlandı; fakat sonra kortej yanlış bir yola girdi ve grup üyelerinden bir başkası, on dokuz yaşındaki Bosnalı Sırp Gavrilo Princip, Franz Ferdinand’la karısını vurarak öldürdü.

      Avusturya-Macaristan, Sırp Hükümeti’ni suikasttan sorumlu tuttu ve Sırbistan’ı Avusturya karşıtı faaliyetleri bastırmaya çağıran bir ültimatom yayınladı. Sırbistan, Avusturya’nın taleplerinin çoğunu kabul etti; ancak Avusturya, Rusya’nın bir müdahalede bulunması halinde Almanya’nın kendilerine koşulsuz destek sözü vermesinden güç alarak 28 Temmuz 1914’te Sırbistan’a savaş ilan etti. Bu olay, küçük bir çatışma olarak kalabilecekken çığ gibi büyüdü ve karşılıklı savunma antlaşmalarının sonucu olarak büyük bir savaş haline geldi.

Durdurulamayan Bir Savaş

      Savaş ilanından bir gün sonra Avusturya, Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ı bombaladı. Rusya, birliklerini Sırbistan’ı savunmak için harekete geçirdi.

      Almanya’nın dünya meselelerinde güç ve otorite sahibi olması için büyük bir istek duyan Kayzer II. Wilhelm, artık iki cephede savaşa girme ihtimalini azaltmıştı: Rusya ve onun müttefiki -İngiltere tarafından desteklenen- Fransa. Ancak Almanya, çatışmayı sınırlayabilecek olan, Fransa’nın tarafsız kalması karşılığında Alsas için özerklik vermek yerine, Fransa’ya bir ültimatom gönderdi ve sadece Fransa’nın tarafsız kalmasını talep etmekle kalmayıp aynı zamanda stratejik öneme sahip Toul ve Verdun kalelerinin de silahlı çatışma süresince tarafsızlığın bir garantisi olarak kendilerine sunulmasını istedi. Fransa buna cevaben “kendi çıkarları doğrultusunda hareket edeceğini” söyledi. Bunun üzerine İngiltere, eğer Almanya, Fransa ve Rusya’ya karşı tarafsız kalacağına söz verirse, Fransa’nın tarafsız olarak kalmasını teklif etti. Teklif, İngiliz Dışişleri Bakanı ve Londra’daki Almanya Büyükelçisi arasındaki bir telefon görüşmesi sırasında gerçekleşen bir yanlış anlaşılma sonucu Almanya’nın sadece Rusya’ya karşı savaşa girmesi halinde Fransa’nın tarafsız kalacağı şeklinde algılandı.

      Savaşın tek bir cephede olacağını uman Kayzer, Alman birliklerinin batıdan Fransa’ya doğru seferberliğini durdurmaya çalıştı; fakat 1 Ağustos 1914’te Alman General von Moltke, Kayzer’e, düzenlemeleri değiştirmenin orduyu “kaotik bir sürü” haline getireceğini söyledi. Aynı gün Alman birlikleri sınırı geçerek Lüksemburg’a girdi ve Almanya Rusya’ya savaş ilan etti.

      Alman komutanlar, uzun süredir geliştirilmekte olan Schlieffen Planı’nı takip ederek Fransız ordularının etrafını Belçika üzerinden kuşatıp üstünlük sağlamak ve altı hafta içinde Paris’i ele geçirmek niyetindeydiler ve böylece geri dönüp Rusya’ya saldırmadan önce batıdaki tehdidi durdurmuş olacaklardı. Bu plandaki beklentiye göre Rusya muazzam ordusunu seferber etmekte geç kalacak ve İngiltere, Fransa’ya yardım edecek birliklerini zamanında gönderemeyecekti. Ancak Almanya’nın, birliklerinin ülkelerinden serbest geçiş yapmasını reddeden Belçika’ya saldırarak Fransa’ya savaş ilan etmesi (3 Ağustos) üzerine İngiltere 4 Ağustos’ta, Belçika’nın tarafsızlığını koruyacağını taahhüt eden 1839 Antlaşması’na uygun olarak, Almanya’ya savaş ilan etti. Şaşkınlığa uğrayan Almanya Başbakanı Bethmann-Hollweg, “Bir kâğıt parçası için İngiltere bize savaş mı açacak?” diye bağırdı. Rusya’nın Moltke’yi ordusunu bölmeye zorlayarak birliklerini hem doğuya hem de batıya göndermek üzere on gün içinde harekete hazır hale getirmesi de Almanya’yı ayrıca şaşırtmıştı. İngiliz Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey, savaşın yakında bütün kıtayı saracağını ön görerek “Avrupa’nın her yerinde lambalar sönüyor. Onların tekrar yandığını hayatımızın sonuna kadar göremeyeceğiz,” yorumunu yapmıştı.

İki Kamp

      Savaş patlak verdiğinde dünya iki düşman kampa ayrıldı. Almanya ve Avusturya-Macaristan Çekirdek Merkez Güçler’i oluşturdu. İtalya, Üçlü İttifak şartları altında onlara sadece savunma savaşında katılmakla yükümlüydü ve başlangıçta tarafsız kalmayı seçti. Almanya’nın, bir isyan başlatarak İngiltere’nin Hindistan’daki kontrolünü istikrarsızlığa uğratma girişiminde bulunduğu Temmuz 1914’teki çılgın diplomatik krizler sırasında Osmanlı İmparatorluğu (Türkiye), Merkez Güçler’e katıldı. Osmanlılar, Türk boğazlarını kontrolleri altında tutuyor ve Karadeniz’e erişim sağlıyorlardı; böylece Rusya’yı İngiliz ve Fransız müttefiklerinden ve güneydeki ikmal kaynaklarından koparabilirlerdi. Balkanlar’daki Bulgaristan da benzer stratejik avantajlara sahipti ve 1915’te Merkez Güçler’e katıldı.

      Muhalif tarafta, savaşın başlangıcında Müttefik Devletler olan Fransa, İngiltere, Rusya ve onların sömürgeleri ile Sırbistan, Üçlü İtilaf Devletleri’nin üyeleriydiler. 1902’den beri İngiltere’nin müttefiki olan Japonya, Ağustos 1914’te Müttefiklere katıldı ve hemen Çin’in çevresindeki Alman gemilerinin yok edilmesine ve Uzakdoğu’daki Alman topraklarının işgal edilmesine yardımcı oldu. İtalya, ülkesinin sınırındaki Avusturya-Macaristan topraklarının güvencesiyle Nisan 1915’te Müttefiklere katılacaktı. Romanya da Ağustos 1916’da Müttefiklere katıldı. Birleşik Devletler tarafsız kalmaya çalıştı, ancak Nisan 1917’de Müttefiklerin safında savaşa girdi (bkz. sayfa 49). Yunanistan Temmuz 1917’de Müttefiklere katıldı. Tarihte ilk kez çatışma küresel hale gelecek ve her kıtayı etkileyecekti.

      GÖRSEL 3. Avrupa’nın Birinci Dünya Savaşı (1914–18) sırasındaki askeri müttefikleri

Ülkenin Sana İhtiyacı Var!

      Erkekler kendi ülkeleri için savaşmak üzere askerliğe akın ettiler ve profesyonel ordular hızla büyüdü. Fransa, Almanya, Rusya ve Avusturya-Macaristan’ın aksine İngiltere, zorunlu askerlik emri çıkartmadı ve bu konuda gönüllülere güvendi. “Ülkenin SANA İhtiyacı Var!” İngiltere Savaş Bakanı Lord Kitchener’in ünlü posterde yer alan sloganıydı ve bununla bir milyondan fazla hevesli genç erkeği İngiltere’nin seferi kuvvetlerine katılmaya teşvik etti. Bunların pek çoğu savaş için hazırlıksızdı ve arkadaşlarla komşuların doluştuğu bu “Ahbap” taburları, yüksek kayıplar verdiler. Askere alınma hedeflerini korumak için İngiltere, 1916’da on sekiz ile kırk bir yaş arası erkekler için (savaşın son aylarında elli bir yaşa kadar çıktı) zorunlu askerlik hizmeti başlattı.

      Fransız ve İngiliz imparatorlukları Müttefikler adına savaşmaları için Afrikalıları ve Hintlileri askere aldılar; İngiliz sömürgeleri olan Avustralya, Kanada, Yeni Zelanda ve Güney Afrika, Müttefikleri desteklemek için kendi askeri güçlerini silah altına aldılar. 1917’de ABD Başkanı Woodrow Wilson, Birleşik Devletler’de zorunlu askerliği tekrar devreye soktu.

      Zorunlu askerlik sadece erkeklere uygulanıyordu; fakat pek çok kadın, gönüllü hemşire, ambulans şoförü ve savaş doktoru olarak orduya katıldı. Evdeki kadınlar, erkeklerden boşalan

Скачать книгу