Скачать книгу

sevdiler. Hemşiremin onun üzerinde tesiri biraz feylesofâne, biraz derin oldu. Ona hayatın şedâidine karşı lakaydi ve tahammül talim etmekte olduğunu gördüm. Pek müstesna, pek nevmit 56 dakikalarda, biraz içerek iktisab-ı neşe etmek taraflarını da yavaş yavaş öğrenmeye başladı. Siz bunları pek bilmezsiniz çünkü o zaman Çanakkale’ye azimet etmiş bulunuyordunuz ve zaten bu sebeple teşerrüf vaki olamamıştı.

      Sizin gaybubetiniz müddetince o, medeni bir kadın olmak için iktiza eden dersleri, hemşirem marifeti ile tanıdığı hanımlardan, vatanın teali ve terakkisi için çalışan birtakım heyetlerin konferanslarından ve sinemalardan öğrenmeye başladı. Bu sinemalar gerçi genç kızlar için muzır ise de evli bir kadının oradan kötü örnek alması ihtimali yoktur, sanırım.

      Konferanslar ve dersler ise ona başlıca şunu telkin etmiş oldular ki İstanbul’da en çok verem İslam hanımları ile ikinci derecede de Ermeni erkeklerinde görülüyor imiş. Bu ikincilerde, şüphesiz işledikleri işler dolayısıyla, İslam hanımları da peçe altında ve kafes arkasında yaşamaları dolayısıyla bu hastalığa müptela oluyorlarmış. Gene buralardan öğrenmiş oldu ki bizde hayat yalnız erkeklere göre tanzim olunmuştur, kadın tarafı yoktur. Hâlbuki hayatta kadın da vardır. Demek oluyor ki bizim memleketin hayat-ı içtimaiyesindeki tealinin noksanı, yarım memleketin felce uğratılmış olmasındandır. Bu noksan uzvu ancak kadınlar itmam edecek ve memleketi kurtaracaklardır. Bunun için de bir hamleye lüzum vardır. Ancak bu hamle iledir ki bu ihtiyaç bertaraf olunabilir.

      Bunları öğrenirken tabii birtakım tavr u hareket de öğrendi ve her kadın gibi o da kalbinde bu hamleye cesaret buldu. Bunun ilk eseri de hemşirem delaleti ile benimle görüşmesinden ibarettir. Tabiidir ki bunda hiçbir mahzur yoktur çünkü kadınların kocalarına karşı istimal edebilecekleri o müthiş silahı kullanmak niyetinde değildi. O silah ancak sevkitabii ile ateş almıştır azizim, buna tamamen itimat edebilirsiniz. Lakin teşekkür olunur ki mermi de size isabet etmedi yani bir başkasının çocuğuna baba olmak felaketine uğramış bulunmuyorsunuz. Eğer böyle bir hâl vaki olsaydı, o zaman şimdiki ceza ile cürüm arasında bir nisbeti adilane olurdu. Yoksa teslim buyurursunuz ki bir kadın temiz giyinebilir, o hâlde sokağa çıkar, sinemaya gider, konferans dinlerse bunda hiçbir fena maksadı yoktur; o, bunları yapıyor ise şık, zarif olmak ve asra uymak için yapıyordur. “Ben şık ve zarif olacağım, asrın icâbatına kendimi uyduracağım.” diyen bir kadına, “Hayır, olmayacaksın, uydurmayacaksın.” demek mümkün müdür? “Memleketin yarım kalan hayat-ı içtimaiyesini itmam edeceğim, erkeklerle birlikte ben de bulunacağım!” diyen bir kadına da “Erkek yanına çıkmayacaksın ve görüşmeyeceksin!” demek aynı suretle mümkün olamaz.

      Bundan sonrasına gelince insan vâkıâ tabancayı nefsini müdafaa için taşır ama tabancanın patlayıp kendini vurmak ihtimali de bulunduğunu unutmamalıdır. Tabiat uleması ispata çalışırlar ki bir zamanlar yeryüzünün müthiş ormanlar yetiştirip beslemeye bir istidad-ı harikuladesi varmış. Arzı baştan başa cesim ormanlar, cesim 57 nebatat kaplamış. Bunun gibi, zaman zaman muhtelif mevcudat hakkında da böyle azim bir hırs ve hevesle bu arz kudurmuş ve hiç şüphesiz bir zamanda nöbet, hayvanata gelmiştir. O zaman tabiatta en ufak bir şeyin tesadüfi bir hareketi, bir hayvanın yaratılışına kifayet ettiği gibi, keza en ufak bir sebeple de yeni bir cins ayırıp türetmiştir.

      Ve işte azizim, insan denilen mahluk-ı muzdarip şüphesiz, böyle şiddetle mahmul 58 bir zamanın veledi marazıdır. Onun için sadayı tabiata karşı asi ve muzdarip ömür sürmektedir. Bütün otların, taşların, hayvanların vücuda getirdikleri manzume-i tenasüp içinde yalnız insanın elinin değdiği şeylerin manzarası yine, bizzat insanın -akıbet bir hayvan olmak itibarı ile- nazar-ı tabiisi önünde çirkin bir manzara arz eylemektedir. Mesela, muntazam bir bahçe, ekilmiş ve resmedilmiş çiçeklerle, insan ayağı değmemiş bir ormanın bir alanlık yerinde biten çimen otlarına bakınız. Bir suni göl ile bir tabii göl de böyledir. Ben bir tavşanın, bir kuşun kendilerini ve yuvalarını tabiatın aguşuna ne kadar maharetle sakladıklarını hayretle temaşa ederim. Evet, bizzat insanların nazar-ı hayvanisi önünde bile insan çirkindir.

      Bu, her şeyde olduğu gibi, bana kalırsa insanların tenasüllerinde 59 de aynen caridir. Tabiattan serbest tenasül emrini alan hayvanatın dişisi de erkeği de bu emre inkıyat ederler. Aynı surette çift yaşamak için emir alanlar da o suretle yaşayıp giderler. Yalnız insan bu davada mülkiyeti ortaya çıkarmış ve malik olduğu şeyleri, öldükten sonra da kendine en yakın gördüğüne terk ve tahsis etmek istemiş ve bu en yakınını bulabilmek için de usulü izdivacı ihdas etmiştir. Hâlbuki bu düşünce, bu mahluka vaki olan sadayı tabiata tearuz etmektedir. Ve o bazen o kadar kuvvetlidir ki inkıyat etmemek âdeta mümkün olamaz. Buna muhalefet bütün hayvanat gibi insanlarda da hastalık tevlit edebilir. Doktor olduğunuz cihetle tabii benden daha iyi bu hâli takdir edersiniz. Bir zaman, bütün asap hastalıklarının, cihaz-ı tenasül hastalıkları ile hemahenk olduğunun iddia edildiğini hatırlıyorum.

      Böyle bir ihtiyacı tabii mukabelesinde teşebbüs-i tasaddiye 60 imkân taalluk etmediği tasavvur olunursa acaba fikren teşebbüse de imkân tasavvur olunabilir mi? Kendini bu yolda tefekkürata kaptırmış bir tek olsun insan düşünülebilir mi? Evet! Kemal-i cesaretle itiraf ediyorum ki sizin dahi gayrıkabili ret delâiline tesadüf ettiğiniz veçhile bir gün adaya gitmiş idik. Maksadımız pek samimi ve masumane idi. Sadece bir tenezzüh edecek idik. Ancak bedbahtlık eseri olarak vapuru kaçırmış bulunduk, hatta bir müddet sandal ile Maltepe’ye geçmeyi bile düşündükse de cesaret edemeyip otelde kalmaya karar verdik. Akşam yemeğini taraçada yedik, bir aralık hemşirem içeri girdi, vakit gecikti, lambalar da zaten yanmıyordu. Bağteten 61 yine bu müthiş sadayı tabiatın bağırdığını ve âdeta beni sersemleştirdiğini hissettim.

      Siz ise bir tesadüf eseri olarak buna muttali oldunuz ve onu evinizden dışarı attınız. Eğer ben de hilaf-ı tabiat bir surette mukayyet bir hayat-ı zevciye sürmeye karar vermiş bulunsa idim ve maişetim de buna müsaade etseydi şüphesiz, bu kadını himaye edecek idim. Bugün ise maatteessüf onun nale ve gözyaşlarına lakayıt kalmak mecburiyetinde bulunuyorum. Ancak azizim, siz ki her nasılsa bir defa böyle bir kayıt altına girmiş ve bu kadının hayatına tahammül etmiş bulunuyorsunuz, rica ederim, öteden beri ezberlenmiş tekerlemelerle mahkûm olup kalmayınız.

      Şayet bu kadının hareketi bir günah ise emin olunuz ki bunda onun dahli yoktur. Onu biz hazırladık, birçok da siz hazırladınız. Bütün bu müterakki 62 İstanbul hazırladı. İster iseniz ben de üstüme bir parça kabahat alabilirim. Evet!.. Bu bir günah ise belki ben de onu bir parça buna teşvik etmişimdir. Hâlbuki siz bütün ukubatı63 bu kadına tevcih ediyorsunuz. Şu vakıa karşısında her ne kadar bigâne ve lakayıt kalabilirdim ancak vicdanım bu lakaydiden beni menettiğinden, şu satırları yazdım. Ümit ederim ki sizin gibi bir fen adamı nezdinde su-i tefsir64 ve telakki görmez.

      Mektup bitti. Müttehimin gözleri hummalı bir hâlde parlıyordu. Bir dakika sükût ettikten sonra ilave eyledi:

      “Reis beyefendi! Bu mektubu okuduğum zaman insanlar üstünden mazarratları izale olunabilecek iki kimse olduğunu gördüm. Bir tanesini öldürdüm, diğerini ise heyeti aliyeniz izale buyurursunuz!” dedi ve bir külçe et ve kemik hâlinde sandalyesine yığılıp kaldı.

1918

      GURBET ELLERDE

      Yerimiz

      Burası

Скачать книгу


<p>56</p>

Nevmit: Umutsuz, çaresiz.

<p>57</p>

Cesim: Büyük, iri.

<p>58</p>

Mahmul: Yüklü, dolu.

<p>59</p>

Tenasül: Üreme.

<p>60</p>

Teşebbüs-i tasaddi: Bir işe girişme.

<p>61</p>

Bağteten: Birdenbire, ansızın.

<p>62</p>

Müterakki: İleri, ilerlemiş.

<p>63</p>

Ukubat: Cezalar.

<p>64</p>

Su-i tefsir: Kötü ve yanlış yorumlama.