Скачать книгу

Beni Saide’ye gitmeye ve halifelik üzerindeki kendi hakkını savunması konusunda ısrar ederek, harekete geçmeye çağırdılar. Ama ben şahsen bu haberin sahih ve makul olmadığını zira Ebu Süfyan ve yanındakilerin zaten Ali’ye düşmanlık içinde bulunduklarını, bu haberin uydurma olduğunu düşünüyorum.

      Hz. Ali’nin ne Hz. Ebubekir’in ne de Hz. Ömer’in halifeliğine hiçbir itirazı olmadı, hatta onlara müşavirlik bile yaptı; ancak Hz. Osman’ın halife seçilmesine itiraz etti (Ümeyyeoğullarına yakın olmasından dolayı ve kabileler arası rekabetin de etkisiyle). Hz. Ömer’in tavsiyesiyle, yeni halifeyi seçmek üzere altı kişilik bir komisyon toplandı; oylamada eşitlik olması ihtimaline karşı kendi oğlu Abdullah’ı da halife seçilmemek ama oy kullanmak kaydıyla bu komisyona yedinci üye olarak tayin etti. Ümeyyeoğulları bu komisyonda Hz. Ali’nin halife seçileceğinden endişe ederek sürece müdahil olmak istedi; sürecin sonunda yeni halife olarak Hz. Osman seçildi. Hz. Osman’ın bazı uygunsuz işlerini (akraba kayırmacılığı vs.) dile getirenler kendisini sertçe eleştiriyordu, bu yüzden farklı vilayetlerde isyanlar baş gösterdi; en şiddetli isyanlar Mısır ve Basra’daydı. İsyanların en yoğun zamanında bir grup evini basarak onu şehit etti. Bunun üzerine, seçim komisyonundan Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam’ın teklifiyle, Hz. Ali o zor dönemde halifeliği kabul etti. Ali’nin düşmanları, bir yanda İfk Hadisesi’nden dolayı Hz. Ayşe, diğer yanda eskiden beri kendisine düşmanlık güden Ümeyyeoğulları’ydı. Hz. Ali’nin de süreç içinde bazı yanlışları vardı. Herkes bir tarafından çekiştirerek karşısına çıktı, Ali de kendi askerleriyle birlikte Şam’daki Muaviye’ye ve Basra’ya giden Ayşe’ye karşı asker çıkardı. Sadece Cemel Vakası’nda 12 bin sahabe hayatını kaybetti.

      O dönemde İslam dünyasında farklı düşünceler ortaya çıktı: Bir grup eskiden beri Mekke’nin reisliği geleneğini öne sürerek hak iddia etti (Ümeyyeoğulları); diğer grup liderinin Peygamber’in en yakını ve damadı olması gerektiğini öne sürdü (Hz. Ali).

      Bazı kaynaklar, Hz. Osman’ın şehit edilmesinde Hz. Ali’nin kah isyancıları kışkırtarak ve haklı bularak kah bastırıp yatıştırabileceği yerlerde inisiyatif kullanmayarak; doğrudan katl suçlusu olarak mesul tutulamayacaksa da hepten de masum olmadığını kaydederler. Muaviye’nin, Ali’nin halifeliğine itaat etmemesinin de altında onun bu ikircikli tutumu yatar. Muaviye, Ali’den, önce halifeyi öldürenleri cezalandırmasını istedi, bunun ardından kendisine itaat edeceğini söyledi. Osman’ın eşi Naile, katliamın ardından Şam’a Muaviye’nin yanına sığınınca, durumu bütün tafsilatıyla Muaviye’ye anlatmıştı; Muaviye’nin Ali karşıtı tutumunun şekillenmesinde Naile’nin bu görgü şahitliğinin çok önemli rolü vardır. Ben de bir tarihçi olarak bu görüşü benimsiyorum.

      Ali halife olunca, yaptığı ilk işlerden biri Muaviye’yi azletmek oldu. Hatta Ali bu davranışına karşı uyarıldı, bu kararının Muaviye’nin itaatsizliğine ve nihayetinde isyanına yol açabileceği kendisine hatırlatıldı. Ancak Ali bu nasihate uymadı, nitekim Muaviye de azledilmeye çalışılınca bu emre itaat etmedi ve isyan bayrağını açmış oldu. İkinci olarak Osman’ın katline bizzat fiilen katılan Hz. Ebubekir’in oğlu Muhammed de Ali tarafından Mısır’a vali tayin edildi; bu da onun en büyük hatalarından biridir.

      3.

      Amr b. As (583 – 664)

      Amr, çok sonradan Müslüman olmuş bir adamdır, Müslüman olduktan sonra da Hz. Peygamber’in etrafa gönderdiği askerî seriyyelerin komutanı olarak görevler aldı, özellikle çöl bölgesi Araplarının üzerine gönderilen bir kumandandı.

      Menkıbe nev’inden kaynaklarda zikredilir; bir defasında Doğu’daki Arap aşiretlerinin üzerine Amr gönderilirken onun maiyetinde geçmişi zengin ve tecrübeli sahabeler de vardı, bunlar o bölgelere vardıkları zaman bir gece Amr kendi askerlerine soğuk bir havada ateş yakmayı yasakladı, bir süre sonra kimsenin abdest de almamasını ve teyemmümle namaz kılınmasını emretti. Tecrübeli sahabeler bundan rahatsızlık duymakla birlikte, komutanın emri olduğu için hepsi ona uydular. Medine’ye dönülünce Amr bu davranışları nedeniyle, o tecrübeli sahabeler tarafından Peygamber’e şikâyet edildi. Huzura çağrılan Amr’a Peygamber tarafından bu durum soruldu: Amr da düşman tarafından sayılarının tespit edilmemesi için ateş yaktırmadığını, ayrıca havanın çok soğuk olduğu bir günde hasta olunmaması için teyemmümle namaz kılınmasını emrettiğini söyledi. Hz. Peygamber de Amr’ın bu cevabını beğendi ve takdir etti.

      Amr, bilahare Yermuk Savaşı’na katıldı.Bu savaş Muaviye’nin parladığı savaştır, zira İslam Ordusunun genel komutanı Muaviye’nin ağabeyi Yezid’dir. Yezid şehit düşüp de askerlerde dağılma emareleri görülünce, Muaviye öne çıkıp ağabeyinin sancağını alıp askerleri etrafında topladı, son bir kez Bizans ordusuna hücum edildi. Bu savaşta İslam ordusu 30 bin, Bizans ordusu ise 90 bin kişi civarındaydı. Müslümanlar Muaviye’nin kahramanlığıyla savaşı kazandı, Bizanslılar Suriye içine kaçtılar. Hadise, Medine’de duyulunca, Halife Hz. Ömer Muaviye’yi Suriye Valisi tayin etti. İşte Muaviye’nin tarih sahnesinde yıldızının parladığı an bu andır.

      Bu sıralarda Amr b. As da bu cephedeydi ve Filistin’e gönderilmişti. Amr askerleriyle Filistin’i fethetti. Filistin Fatihi’dir. Amr, Filistin’i alınca, Mısır’ı da fethetmek için Hz. Ömer’den müsaade istedi, ama Ömer ona bu izni vermedi, hatta sıkı tembihle Mısır topraklarına adım atmamasını söyledi. Ancak Amr Mısır’a girmek için büyük iştiyak içindeydi. Bilahare Ömer’i de ikna ederek, sınırlı bir kuvvetle Mısır’a girmek için icazet aldı. Fakat bu emre uymayarak büyük bir kuvvetle Mısır’a girdi, Ömer bu sefer ona Ariş’ten öteye gitmemesini emretti. Amr, Ömer’e mektup yazarak Ariş’e geldiğini, Ariş’i de fethettiğini, Mısır’ı istila etmek için ikinci kez izin istediğini bildirdi. Amr bunun üzerine 12 bin kişilik bir ordu oluşturarak Mısır topraklarına girdi. Bu sırada Mısır, Bizans’a bağlı genel valilerce (Mukavkıs) yönetilmekteydi.

      Amr b. As, Ömer’le bu yazışmasından sonra 12 bin kişilik ordusuyla yola devam etti ve karşısına çıkan Mısır kuvvetlerini darmadağın etti. Şiddetli bir adam olduğu için de Mısır’da büyük korku saldı. Böylece koca bir Mısır ülkesi Müslümanların eline geçmiş oldu. Bu olay, Amr’ın büyük bir kahraman olarak ünlenip tanınmasına vesile oldu.

      Bu dönemde Müslümanlar arasında siyasi ve askerî dehalarıyla meşhur olan dört kişi (Duhât-ulerbaat’il Arab) vardır:

      i) Filistin ve Mısır Fatihi Amr b. As

      ii) İran ve Suriye’de büyük başarılar kazanmış Halid b. Velid

      iii) Suriye’nin fethinde ve Bizans’la mücadelede başarı kazanmış, Bizans’ın müesseselerini İslam’ın hizmetine sokan Muaviye b. Ebu Süfyan

      iv) İranlılarla münasebetlerde başarılı bir diplomat olarak sivrilen Muğire b. Şube

      Amr, Mısır’ı aldıktan sonra Nil Vadisi’nde kendisine karargâh kurarak bütün Mısır’ı ve civarını fethetmeye koyuldu. Bu sırada, Mısır’da bulunan ve Hristiyan olmayan zümrelerle (örneğin yerli Yahudiler) ittifaklar kurarak, onları İslam’a kazandırdı ve istihbarat işlerinde kullandı. Ayrıca Bizans idaresinden memnuniyetsiz olan Mısır Kıptîlerini de kendi yanına çekerek ittifak kurdu. Bu dönemde ayrı bir vilayet olan, Akdeniz kıyısındaki tarihî yerleşim yeri İskenderiye’de de Bizanslılar yoğunlaşmışlardı. Amr, Ömer’den icazet alarak bu sefer İskenderiye’yi muhasara altına aldı. İskenderiye deniz yoluyla Bizans’tan sürekli yardım almaktaydı. Ancak Amr, Mısır’ın yerli insan kaynağını kullanarak, Bizanslıların İskenderiye’deki etkinliğini kırmayı hedefledi. Amr’ın şedit

Скачать книгу