Скачать книгу

eve döndüğünde annesi sordu:

      “Anlat bakalım kızım! Eğlendin mi?”

      “Evet, anneciğim. Ama sana söylemek istediğim güzel bir şey var. Yakınlardan gelen bir delikanlı vardı. Çok yakışıklı, üstelik çok parası var ve benimle evleneceğine söz verdi.”

      “Beni iyi dinle, Maruşya! Yarın kızların yanına giderken yanına bir top ip al, bir ilmik at ve delikanlıyı uğurlarken düğmelerinden birine ilmiği takıp ipi yavaşça açmaya başla. Böylelikle genç adamın nerede yaşadığını öğrenebilirsin.”

      Ertesi gün Maruşya yine toplantıya gitti ve annesinin tavsiyesine uyarak yanına bir top ip aldı. Delikanlı da eğlenceye gelmişti.

      “İyi akşamlar, Maruşya!” dedi delikanlı.

      “İyi akşamlar,” dedi kız.

      Oyun ve danslar başladı. Delikanlı, öncekinden de çok yaklaştı Maruşya’ya. Öyle ki kızdan bir adım bile uzaklaşmıyordu.

      Sonra eğlence bitti ve eve dönme vakti geldi.

      “Haydi, gel de beni uğurla, Maruşya!” dedi yabancı.

      Kız dışarı çıktı ve delikanlıya veda ederken ipe attığı ilmiği belli etmeden gencin bir düğmesine taktı. Delikanlı yola çıktı. Maruşya ise olduğu yerde kalıp ipi yavaşça açmaya başladı. Bütün ipi açtıktan sonra nişanlısının nerede yaşadığını öğrenmek için ipin peşinden koşturdu. Önce bütün yolu gitti, sonra çitleri ve hendekleri aştı. İpi takip eden Maruşya, sonunda kiliseye yönelerek verandaya gitti. Kapıyı açmayı denedi ama kilitliydi. Sonra kilisenin etrafını dolaştı ve pencerenin yanında bir merdiven buldu. İçeride neler olduğunu görmek için hemen merdivene çıktı. Kiliseye girince, nişanlısını bir mezarın yanı başında, bir cesedi hapur hupur yerken gördü. Cenaze o geceliğine kilisede bırakılmıştı.

      Maruşya, sessizce merdivenlerden inmek istedi; ama korkudan tedbiri elden bırakarak biraz gürültü yaptı. Sonra hemen eve koşturdu. Tanık olduğu dehşet yüzünden kendini kaybetmiş, yol boyunca takip ediliyormuş hissine kapılmıştı. Eve vardığında ölüden farksızdı. Ertesi sabah annesi sordu:

      “Söyle bakalım, Maruşya! Delikanlıyı gördün mü?”

      “Gördüm, anne,” diye cevap verdi. Ama gördüğü diğer şeyleri annesine anlatmadı.

      O sabah Maruşya oturmuş eğlenceye gitsem mi gitmesem mi diye düşünüyordu.

      “Git,” dedi annesi. “Gençsin! Eğlenmek, gülmek hakkın!”

      Bunun üzerine kız eğlenceye gitti. İfrit çoktan gelmişti. Yine oyunlar başladı. Dans edildi, eğlenildi. Diğer kızlar, Maruşya’nın başına gelenlerden henüz haberdar değildi. Vedalaşıp eve gitmek üzere hazırlandıklarında İfrit seslendi:

      “Haydi, Maruşya! Gel de beni uğurla.”

      Kız çok korkuyordu, yerinden kımıldayamadı bile. Bunu fark eden diğer kızlar Maruşya’nın başına üşüştü:

      “Ne düşünüyorsun? Ne oldu da birden bu kadar utangaç oluverdin? Haydi, git de geçir delikanlıyı.”

      Çaresi yoktu. Maruşya, başına neler geleceğini bilmeden dışarı çıktı. Biraz ilerleyince İfrit, kızı sorgulamaya başladı:

      “Dün gece kilisede miydin?”

      “Hayır.”

      “Peki, orada ne yaptığımı gördün mü?”

      “Hayır.”

      “Çok güzel! Yarın baban ölecek!”

      Bu sözleri söyleyip ortadan kayboldu.

      Maruşya çok üzgün ve düşünceli bir hâlde eve döndü. Sabah uyandığında babası can vermişti!

      Bütün aile zavallı adam için ağlayıp sızladı. Sonra onu tabuta koydular. Akşam olunca Maruşya’nın annesi rahibin yanına gitti; Maruşya ise evde kaldı. Sonunda evde tek başına olduğu için korkuya kapıldı. “Arkadaşlarımın yanına gideyim,” diye düşündü. Öyle de yaptı. Ne var ki İfrit de oradaydı.

      “İyi akşamlar, Maruşya! Hiç neşen yok, neden böylesin?”

      “Nasıl neşeli olayım? Babam öldü!”

      “Ah! Zavallı şey!”

      Herkes Maruşya’nın durumuna çok üzüldü. Lanetli İfrit bile üzüldü, sanki bütün bu olanlar onun başının altından çıkmamıştı.

      Yavaş yavaş veda zamanı geldi ve herkes eve gitmek üzere hazırlandı.

      “Maruşya, haydi beni uğurla!” dedi İfrit.

      Kız gönülsüzdü.

      “Ne düşünüyorsun, çocuk?” diye ısrar etti kızlar. “Neden korkuyorsun? Git, uğurla onu.”

      Maruşya, delikanlıyı uğurlamak üzere yerinden ayrıldı. Birlikte dışarı çıktılar.

      “Söyle bakalım, Maruşya. Kilisede miydin?”

      “Hayır.”

      “Ne yaptığımı gördün mü?”

      “Hayır.”

      “Peki öyleyse! Yarın annen ölecek.”

      Sözlerini bitirir bitirmez ortadan kayboldu. Maruşya, hiç olmadığı kadar kederli bir hâlde eve döndü. Sabah oldu ve uyandığında annesini ölü buldu! Bütün gün ağladı ama güneş batıp etraf kararınca Maruşya yalnızlıktan korkuya kapılıp arkadaşlarının yanına gitti.

      “Ne oldu, neyin var? Suratından düşen bin parça!” dedi diğer kızlar.

      “Nasıl neşeli olmamı bekliyorsunuz? Dün babam öldü, bugün de annem.”

      “Zavallı seni! Zavallı bahtsız kız!” diye üzüldüler Maruşya’nın hâline.

      Sonra yine veda vakti geldi. “Beni uğurla, Maruşya,” diye bağırdı İfrit. Kız da onu uğurlamak için dışarı çıktı.

      “Söyle bakalım, kilisede miydin?”

      “Hayır.”

      “Peki, ne yaptığımı gördün mü?”

      “Hayır.”

      “Pekâlâ! Yarın sen öleceksin!”

      Maruşya geceyi arkadaşlarıyla geçirdi. Sabah uyanınca ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı. Büyükannesi aklına geldi. Çok yaşlı bir kadındı büyükannesi ve uzun yıllardır da gözleri görmüyordu. “En iyisi gidip büyükannemden öğüt isteyeyim,” diye düşündü kız. Sonra yaşlı kadının evine gitti.

      “İyi günler, büyükanne!” dedi.

      “İyi günler, güzel torunum! Ne haberler getirdin bakalım? Annen, baban nasıl?”

      “Öldüler, büyükanne,” diye cevap verdi kızcağız ve ardından başına gelenleri anlattı.

      Yaşlı kadın her şeyi dinledi ve dedi ki:

      “Ah canım! Benim bahtsız çocuğum! Hemen papazın yanına git ve şunu rica et: Eğer ölürsen, bedenini kapıdan çıkarmasınlar. Eşikten itibaren bir çukur kazılsın ve seni oradan çekip alsınlar. Bir de dört yolun birleştiği bir kavşakta gömülmeyi iste.”

      Maruşya papazın yanına gitti, gözyaşları içinde başına gelenleri anlattı ve büyükannesinin talimatlarının izleneceğine dair söz aldı. Sonra eve döndü, bir tabut satın aldı ve içine yattı. Hemencecik can verdi.

      Papaza haber verildi. Papaz önce kızın babasını ve annesini,

Скачать книгу