Аннотация

Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal ve siyasal hayatının dönüm noktalarından biri olan 12 Eylül, öncesiyle ve sonrasıyla Türk siyasi tarihinde merkezî bir yere sahiptir. Şüphesiz bu dönemi diğer dönemlerinden ayıran itici kuvvet, idealist gençlerdir. 12 Eylül’e gelinirken “sağ”ı ve “sol”u şekillendiren bu gençler, sadece teorik düzlemde kalmamış ve düşüncelerini pratiğe geçirerek döneme damgalarını vurmuştur. “Kanımız aksa da zafer İslam’ın!” sloganının mucidi; Ülkü Ocakları’nın son genel başkanı; şiir, roman, deneme, biyografi ve araştırma inceleme türlerinde eserler vermiş üretken bir yazar olan Lütfü Şehsuvaroğlu, bu idealist gençlerden biri olarak dönemin en önemli tanıklarından biridir. Türk abide şahsiyetleri -özellikle de Necip Fazıl Kısakürek ve Muhsin Yazıcıoğlu- ile genç yaşlarından itibaren irtibat hâlinde olan Şehsuvaroğlu, söyleşi şeklinde hazırlanan bu kitapta, dönemin Türkçülük, İslamcılık, milliyetçilik fikrî akımlarını teorik ve pratik yönleriyle ortaya koyuyor, tespit ve tanıklıklarıyla günümüzdeki gelişmeleri de kapsayan bir yelpaze içinde Türk okuyucularına sunuyor.

Аннотация

Osmanlı İmparatorluğu, küçük bir beylik olarak doğup kuruluşundan dağıldığı güne dek yaklaşık 600 yıl 3 kıtaya hükmeden dünyanın en güçlü imparatorluğu olmuştur. İstanbul'un Fethi ile bir çağın kapanıp yenisinin açılmasına öncülük eden, sayısız galibiyetler elde etmiş bu imparatorluğun kurucusu Osman Bey’den son padişah Vahdettin’e kadar 36 padişahının çeşitli özellikleriyle tek tek ele alındığı bu eser, Osmanlı tarihine özlü bir bakış atma imkânı sunuyor.

Аннотация

Abbasiler, İslam halifeliğini ele geçirdikten sonra iktidar isteği ile karşılarına çıkabilecek gruplara karşı sert bir politika güttü. Şüphesiz bu grupların başında Emeviler geliyordu. Tedhişe maruz kalan Emeviler, Abbasiler’den kurtulmanın yollarını arıyordu. Halife Hişam’ın torunu Abdurrahman da Abbasiler’in elinden kaçarak Endülüs’e geldi ve burada Endülüs Emevi Devleti’ni kurdu. Bu devlet, İslam dünyasının 9 ve 10. yüzyıllarda içine düştüğü kaynaşmalardan, iktidar çekişmelerinden ve mezhep kavgalarından büyük ölçüde uzak kaldı. Merkezi Kurtuba olan Endülüs Emevi Devleti, neredeyse 300 sene Avrupa’da hüküm sürdü. Bu hâkimiyet, bir yandan İslam âlemi üzerinde önemli ölçüde etkili olurken diğer yandan Hristiyan Avrupa’yı da tesiri altına almayı başarmıştı. Çünkü Endülüs Emevileri bilim, kültür ve sanatta o derece ileriye gitmişlerdi ki meydana koydukları eserler ve kültürel yapıları ile her iki dünyanın hayranlığını kazanmışlardı. Hatta Avrupa’dan pek çok öğrenci Endülüs’e ilim tahsil etmeye gelmişti. Bu bakımdan Hristiyan Avrupa ve İslam tarihinde müstesna bir yeri olan Endülüs Emevi Devleti’ni ve Endülüs halifelerini tanımak, dünya tarihi açısından büyük bir önem arz etmektedir.

Аннотация

Memlûk, Arapçada “köle” demektir. Emîrlerin muhafız birliklerine bağlı memlûkler, zamanla sahip oldukları meziyetler sayesinde hizmet ettikleri devletin yönetim kadrosunu ele geçirmişlerdir. Mısır’daki memlûkler de böyle bir gelişim içerisinde gittikçe nüfuz alanlarını arttırarak Memlûk Devleti’ni kurmuşlardır. Kahire merkezli kurulan bu Türk hükümdarlığı askerî bir aristokrasi devletidir. Memlûk Devleti, siyasi öneminin yanı sıra başşehirleri Kahire’de halifelere yer verip hürmet etmeleri, halifeliğin nüfuzundan faydalanmaları bakımından da İslam tarihinde mühim bir yere sahiptir. Bu açıdan halifeliği Osmanlı’dan önce bünyelerinde barındıran Memlûkler’i ve Memlûk halifelerini doğru anlamak, günümüze kadar tartışılagelmiş hilafetin önemli bir dönemini gözler önüne sermek bakımından tarihî bir öneme sahiptir.

Аннотация

Her insan kendi hayatının kahramanıdır. Onları seçilmiş yerlerde aramak gerekmiyor. “Onda ne var!” denilecek kadar basit olmayan hayat mücadelesinde, ayaklarının üzerinde durup tek başına yürüyebilmek en büyük kahramanlık sayılmalı. O kahraman ki pek çok badireler atlatıp, yaşam yolculuğunu sonlandırana kadar kendi öyküsünü yazan kişidir. Esasında Cumhuriyet, bir yönüyle köylülükten kurtulma hamlesiydi fakat bu hamlede, fizik ile metafiziğin birbirinin karşıtı gibi algılanması söz konusuydu. Okul, caminin; öğretmen, imamın ayrılmaz parçası iken, karşıtı gibi algılandı veya gösterildi. Devletin öğretmeni tercih ettiği bu süreçte halkın imamı tercih etmesi kaçınılmazdı. Oysa okulu camiye egemen kılmaya çalışmak yerine, camiyi okulla barışık tutmak gerekiyordu. Belki yaşanan bu ikilemde, bu ülkenin aydınlarının tercihlerinin etkisi de vardı. Doğrusu, hiçbirini dışlamadan, “hem o hem o” diyebilmek önemliydi.Bugüne kadar okuduklarımızın pek çoğu, kurumların ve yönetenlerin tarihidir. Toplumsal bilinçaltını şekillendiren izdüşümleri görebileceğimiz netlikte “öteki insanın hikâyesi” pek seyrek kaleme alınmıştır. Bu yüzdendir ki çok farklı sosyolojik evrelerden geçen bir toplumun tarihini okuduğumuzda, o toplumu oluşturan tüm kesimleri aynı sosyo-kültürel iklimden geçmişler gibi algılayabiliriz.Okuduğunuz biyografik anı kitabı, bir insanın hayatından hareketle toplumsal tarihe ışık tutacak niteliği haiz bir kişisel tarih çalışmasıdır. Yazım türü itibarıyla diğer biyografi çalışmalarının bir benzeri sayılabilir. Onlardan farklı yanı ise bir köy imamının hayatının kaleme alınmış olmasıdır.

Аннотация

İslam tarihinde görülen çatışmaların merkezinde her zaman hilafet kurumu olmuştur. Mısır’da hükümran olan ve halifeliğin kendilerine geçtiğini ilan eden Fâtımîler ise İslam dünyasında büyük bir yankı uyandırarak hilafet merkezli çatışmalara yeni bir boyut kazandırmışlardır. Eksantrik uygulama ve anlayışları ile tarihin en sıra dışı halife ailesi olan Fâtımî Hanedanlığı döneminde, türlü iktidar çekişmelerinin yanında -baba, oğlunu öldürtmüş; oğul vezirlerle iş birliği yaparak babasını öldürmüş; amca yeğenine iktidar için kılıç sallamış; yeğen amcaya ölümü reva görmüş- El-Ezher’in kurulması, dünyanın en büyük kütüphanelerinin yaptırılması, Ebu Tahir el-Cennabi tarafından sökülüp kaçırılan Hacer’ül Esved’in esas yerine yerleştirilmesi gibi gelişmeler de yaşanmıştır. Elinizdeki kitapta, Fâtımîler’in idari ve sosyal yapısı incelenmiş, Fâtımî halifelerinin hayat hikâyeleri ve bunun yanı sıra hilafet kurumun doğuşundan kaldırılışına kadar geçen sürede gelişen olaylar belli bir sistematik içinde anlatılmıştır.

Аннотация

Hz. Peygamber’in vefatından itibaren halifelik İslam dünyasında Müslümanların siyasi hayatının merkezine oturttuğu en önemli konu olagelmiştir. Dört Halife, Emeviler ve Abbasiler döneminde halifelik her zaman siyasi bir kurum olarak merkezî bir yere sahip olmuştur. Daha sonra Abbasi halifesinin Memlûk koruyuculuğuna geçmesiyle her ne kadar halife siyasi ağırlığını yitirse de hilafet, Müslüman dünyasında her yönden önemini korumuştur. Yavuz Sultan Selim’in Memlûk Devleti’ne son verip halifeliği Türk dünyasına taşımasıyla da son halife Abdülmecit Efendi’ye ve bir yönüyle de günümüze kadar bu kurum, Türk siyasi hayatında çok önemli bir rol oynamıştır. Elinizdeki kitapta, Yükselme Dönemi’nin doruklarındayken hilafeti Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesine alan, çöküşle beraber padişahlıkla birlikte halifelik unvanını da kaybeden Osmanlı halifelerinin hayatlarına tanıklık edeceksiniz.

Аннотация

Hilafet kurumu tarih sahnesine çıktığından bu yana Müslümanların hayatında ve dünya siyasetinde merkezî bir konuma sahip olmuştur. Hilafetin saltanat yönetiminin etkisinden ve sultan baskısından azade olduğu ilk 30 yılı ise halifeliği anlamada ve anlamlandırmada ilk bakılması gereken dönemdir. Bu dönemde de iktidar kavgaları, türlü siyasi çekişmeler yaşanmış, hatta tüm bunların sonucunda Hz. Ebubekir haricindeki diğer halifeler suikasta uğramıştır. Bir nevi daha sonra yaşanacakların habercisi olan bu gelişmelere karşı raşit halifelerin tutumu, Müslümanlar için her zaman önemini ve örnekliğini korumuştur. Bu bakımdan “Benden sonra hilafet 30 yıldır.” buyuran Hz Muhammed’in, dört halifenin ve çok kısa bir süre halifelik unvanını taşıyan Hz. Hasan’ın hayatı, halifeliğin gerçek mahiyetini anlamada, ilk halifeden günümüze kadar uzanan problemlere cevap bulmada bizlere yardımcı olacaktır.

Аннотация

Emeviler Dönemi, İslam tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde İslam tarihinde ilk defa bir hanedan iktidarı kurulmuş, fetihler yaygınlaşmış, İslam coğrafyası alabildiğine genişlemiş, sanatta ve mimaride yeni tarzlar benimsenmiş, çeşitli medeniyetlerle temas edilmiş ve en önemlisi de halife imajında çok önemli değişiklikler olmuştur. Emeviler’in daha halifelik unvanını elde ettiği ilk andan itibaren dinî anlayışta, özellikle yönetim biçiminde yeni uygulamalara gidildiği, böylece İslami düşünce üzerinde bu hanedan devletinin derin izler bıraktığı da bir gerçektir. Günümüzde hâlâ birer tartışma konusu olan bu izlerin mahiyetini anlamak, ancak Emevi halifelerinin hayatlarını, yönetim biçimlerini ve dönemlerinin siyasi-sosyal olaylarını doğru anlamakla mümkündür.

Аннотация

750 yılında Horasanlı Ebu Müslim ve Abdullah bin Ali’nin yardımları sayesinde Emevi Hanedanı’nın hilafetten el çektirilmesiyle Abbasiler, İslam ve dünya tarihindeki yerlerini almışlardır. Hilafete geçen ikinci hanedan olan Abbasiler, beş asırdan fazla İslam halifeliğini uhdelerinde bulundurmuşlar; bu beş asırda İslam dünyasının büyük bir bölümüne egemen olmuşlardır. Abbasiler, Emeviler'den ayrı bir siyaset güderek Arap olmayanlara karşı hoşgörülü davranmışlar, böylece İslamiyetin yayılmasına büyük katkılarda bulunmuşlardır. Soyu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) amcası Abbas'a dayanan hanedan, İslam sanat, kültür, siyaset, düşünce, edebiyat ve bilimine getirdiği yeniliklerle de tarihte kendilerine yer edinmişlerdir. Bu bakımdan, Orta Çağ dünyasında İslam medeniyetinin dünya siyaset, kültür ve uygarlığına nasıl bir katkıda bulunduğunu anlamak ve anlamlandırmak açısından Abbasiler’in tarihi ve Abbasi halifelerinin hayatı büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.