Скачать книгу

hendisi olarak mezun oldu. 25 yıl kamuda çalıştıktan sonra daire başkanı olarak kültür sanat yöneticiliğinden emekli oldu. GAP’ta ve Balkanlar’da vali kültür sanat danışmanı, İstanbul Kültür A.Ş.’de yayın kurulu üyesi olarak görev yaptı. Çeşitli illerde akademiler ve yazar okulları projeleri yürüttü, yazarlık dersleri verdi.

      İzlenim, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Dergâh, Ay Vakti, Hece, Hece-Öykü, Irmak, Ihlamur, Çalı, Balkan Türküsü, Şehir ve Kültür, Kültür Ajanda dergilerinde, portre ve denemeleriyle göründü. Irmak (132 sayı), Abbara (4 sayı) ve Balkan Türküsü (8 sayı) kültür sanat dergilerinin genel yayın yönetmenliklerini yürüttü.

      TÜGED 2010 “Yılın Kültür Adamı”, TYB 2011 “Yılın Şehir Kitabı Yazarı” ödüllerine değer bulundu.

      Yayımlanmış portre ve biyografi kitapları:

      Gül Sancılı Adam; Faik Baysal (2006), Şarkıların Nabzındaki İsim; Halit Çelikoğlu (2008), Akşamın Aydınlığında Portreler (2010), Ülkesine Adanmış Bir Ömür; Numan Yazıcı (2011), Önden Giden Atlılar (2012), Yaşayan Nasreddin Hoca; Hâfız Hasan Çolak (2014), Yaşa’yan Portreler (2015), Bilge Hekim; Sadık Canlı (2017), Kırk Güzel İnsan (2017).

      Çalışmayı kendisinden öğrendiğim canım anneme, Ömrümü, derdimi, sevincimi paylaştığım canım eşim Gülseren’e Ömrümün özü, özeti, anlamı evlatlarım Ahmet Arif ve Ayşenur Gülsüm’e İthaf olunur.

      Kalbim Sizde Kaldı, Ey Kadim Şehirler!

      Türkçe bin yıldır Anadolu topraklarında, altı yüz elli senedir de Balkanlar’da yaşıyor.

      Dini, dili, ırkı ne olursa olsun; bu topraklar Türkçe ile yoğrulmuş, Türkçe ile gülmüş, Türkçe ile ağlamış.

      İnsanlar Türkçe doğup Türkçe ölmüşler.

      Şehirler de öyle tabii ki. Türkçe Smyrna’yı İzmir yapmış, Prusa’yı Bursa. Angora’ya Ankara demiş, Trapezunda’ya Trabzon. Adrianapolis Edirne olmuş, İstinpoli İstanbul. Skopya’ya Üsküp demiş, Filipopolis’e Filibe.

      Yeni şehirler de kurmuş Türkçe; Aksaray, Akhisar, Kırcaali, Akşehir (Belgrad).

      Şiir olmuş bu topraklarda, şehirleri şiirleştirmiş Osmanlı.

      Nice kadim şehri aynen korumuş, ihtiyaç gördüğü her yere yeni camiler, medreseler, hanlar, köprüler serpiştirerek. Yakmamış yıkmamış, aksine; yaşamış, yaşatmış!

      “İyi insanlar” açmış gül bahçelerinde asırlardır. Minarelerden gelen ezan sesleri kiliselerin çan sedalarına karışmış. Karışmış, kaynaşmış…

      Osmanlı şehirlerinde her şehir “kendisi” olmuş, herkesin “kendisi” olduğu gibi. Herkes kendisi kalmış, “bir bütünün özgün bir parçası” olarak.

      Her şehir Osmanlı kanaviçesinin özgün bir rengi kalmış. Zira Osmanlı medeniyeti ilmek ilmek, eser eser, vakıf vakıf dokumuş tezgâhında bu şehirleri.

      Gittim, yaşadım, gördüm. Kulak kesildim sırlarına. Tanıştık, ahbap olduk onlarla. Neler anlattılar, neler: Osmanlı şehirleri ne besteler terennüm ediyor, onlara kalbini açana.

      Kalbim onlarda kaldı, yalnız. Okuyunca sizin de kalabilir, diyeyim baştan.

      Bu kitapta, Osmanlı medeniyetinin izlerini sürdüğüm bu kırk şehrin portresini okuyacak, nabzını tutacaksınız. Anadolu’dan Balkanlar’a; Mardin’den Mostar’a, Konya’dan Kırcaali’ye, Urfa’dan Üsküp’e.

      Kuru bir nostalji kitabı değil elbette bu eser. Okura sorumluluk da yükleyecek; bu şehirleri yaşamak ve yaşatmak gibi.

      Teşekkürler Hasan Duruer vali. Teşekkürler Şehir ve Kültür Dergisi, Mehmet Kâmil Berse. Teşekkürler Hayykitap.

      Osmanlı şehirlerinin ayak izlerini takip etme zamanıdır şimdi.

      Fahri Tuna

      04 Ocak 2019

      Üsküdar / İstanbul

      İstanbul

Bir Mutluluk Fotoğrafının Romanı

      Gitmeden, görmeden, bilmeden âşık olunacak dünyadaki ilk şehir İstanbul’dur hiç kuşkusuz.

      İstanbul bir “kitap”tır.

      Her okuyana ayrı bir kitap.

      Her okuyana ayrı bir ülke.

      Her okuyana ayrı bir dünya.

      Her okunuşunda büyüsü ve gizemi artan, her okunuşunda başka başka yönleri fethedilen, bir bin bir gece masalıdır İstanbul.

      İstanbul başlı başına bir “hayat”tır: Bir insanın yirmi dört saatleri toplamıdır; Süleymaniye bayram namazıdır, Sultanahmet Cuma. Bütün camiler “beş vakit”tir, Eyüp “dua”.

      Beyoğlu “volta”dır, Ortaköy “seyir”. Üsküdar “misafir odası”dır, Piyer Loti “kahve içimi.”

      Hayata şöyle bir “yukarıdan” bakmak isterseniz, buyurunuz Çamlıca’ya.

      Cerrahpaşa “tedavi”dir, Bakırköy “muvazene”, Fatih “tesettür”dür, Taksim “coşku”. Harbiye “üniforma”dır, Elmadağ “radyo”. Galata “banker”dir, Karaköy “sermaye”. Kasımpaşa “tersane”dir, Mahmutpaşa “ticaret”. Vefa “boza”dır, Kanlıca “yoğurt”. Adalar “tenezzüh”tür, Galata Kulesi “teneffüs.”

      İstanbul’un her semti bir ayrı kitap, her semti bir ayrı roman, her semti bir ayrı şehir.

      Her semti bir ayrı ansiklopedidir İstanbul’un.

      İstanbul tek başına “ülke”, tek başına “dünya”, tek başına “devlet”tir.

      İstanbul’u anlamaya, İstanbul’u anlatmaya bir ömür kâfi gelmez, gelemez.

      İstanbulsuz bir Türkiye “hasta”, İstanbulsuz bir Türkiye “fakir”, İstanbulsuz bir Türkiye “mutsuz”dur.

      İstanbul Türkiye’nin “kalbi”, İstanbul Türkiye’nin “beyni”, İstanbul Türkiye’nin “mide”sidir. İstanbul’la “yer”, İstanbul’la “düşünür”, İstanbul’la “yazar”ız; hatta Türkçemiz bile İstanbul Türkçesidir. İstanbul “heves”, İstanbul “hayat”, İstanbul “huzur”dur. İstanbul “gizem”, İstanbul “gamze”, İstanbul “görgü”dür.

      Her şey zıddıyla kâimdir ya hani, İstanbul “gayyâ”dır; “garez”dir, “gaflet”tir de yerine göre.

      Türk futbol tarihi neredeyse tek başına “İstanbul”, İstanbul futbol tarihi de neredeyse tek başına üç büyüklerdir. Galatasaray kupa, Fenerbahçe taraftar, Beşiktaş coşkudur.

      İstanbul dünyada “ne aranırsa bulunacak” tek şehirdir; ölüme çare hariç her aranan bulunur onda.

      Uçurumlar da ondadır, zirveler de. Dramlar da ondadır, vuslatlar da… Zira her şeyin zirvesi İstanbul’da mevcuttur.

      Lügatimizdeki bütün kelimelerin yaşadığı, yaşatıldığı, yaşanıldığı şehrin adıdır İstanbul.

      “Adalardan bir yar gelir” iken sizlere, sorardınız, “Kız sen İstanbul’un neresindesin?” diye. “Sazlar çalınırken Çamlıca’nın bahçelerinde”, siz “Leyla” nızı da alır, “Heybeli’de mehtaba çıkar”dınız biliyoruz; tüm Türkiye, tüm Rumeli de biliyor bunu.

      Bütün bir Türk dünyası İstanbul ile yatar, İstanbul ile kalkar. İstanbul’la ağlar, İstanbul’la güler; zira İstanbul “sinema”dır, “tiyatro”dur, “televizyon”dur; İstanbul “kitap”tır, “gazete”dir, “iletişim”dir.

      Dünyada en çok fotoğrafı çekilen altıncı simge, Kız Kulesi, ondadır mesela.

      Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Galata ve Kız kulesi; muhteşem bir dikdörtgenin köşe taşları, köşe mücevherleridir her biri.

      Dünyanın ilk ve en eski, en büyük “AVM-Alışveriş Merkezi” Kapalıçarşı da ondadır, dünyanın en büyük kubbeli ilk mabedi Ayasofya

Скачать книгу